Günün son saatleri. Hava hiç de can sıkacak bir halde değil. Huzur yok yine de. Rahatsızlık da yok. Son saatlerin serin, sarışın rüzgarları var. Bilmediğim dilde bir tango çalıyor. Duyabiliyorum, hoşuma gidiyor.
Küçük adımlarla geliyorsun. Zarifliğin bana adını bile unutturabilir. Bunu bilmeni istiyorum. Tango sana kur yapıyor. Bir sigara yakıyorsun, sigaran seni öpüyor, dumanla sevişiyorsun. Oturduğun sandalye senin için orada, baktığın uzaklar üzerine göre yapılmış. Koca gezegen sana ayak uyduruyor. Her şey senin için varmış gibi hissediyorum.
Ellerin tangonun ritmiyle oyalanıyor. Yavaşça havayı deliyorsun. Parmakların suya atılmış pürüzsüz taşlar gibi. Dokunduğun yerlerde küçük, kusursuz dalgalar oluşturuyorsun. Dalgalar büyüyüp yüzüme çarpıyor. Kendime gelemiyorum.
İşaret parmağımı elindeki sigaraya doğrultuyorum. Sonra yavaşça parmaklarına, bileğine, dirseğine, göğüslerine, beline, üst üste attığın bacaklarına, narin ayak bileklerine. Havaya seni çiziyorum. Siluetin kendini göstermek istiyor. Işığın önünde duruyor. Varlığın değil yokluğun acıtıyor.
Bu aslında bir düz yazı değilmiş ki..
YanıtlaSilne fark eder.
YanıtlaSil