Mantığı yok. Düzeni var. Suçu var, suçlusu, işleyeni, işleyemeyeni var. Oyunun kuralları var. Oyuncuların kuralları var. Bir kullanma klavuzu yok, aslında kimsenin suçu da yok. Ama suç var, suç orada duruyor.
Belirli bir hızı var, çok yavaşı, çok hızlısı, erkeni, geçi var. Tam zamanı var. Sırası ve yeri var. Hiç sırası olmadığı yerler, zamanlar var.
Kırılanın gittiği, kıranın durduğu bir yer var. Bilindiği zaman susulan, bilinmeyip yine de sorulamayan bazı şeyler var. Kurallara uydukça açılan kapılar, oynadıkça bozulan oyuncaklar var.
Anlamlandırılamayan, yine de söylenilen sözler, tutmaya kalp kırılan sözler, söylemeye yemin edip yutulan, bile bile tükürülmeyen sözler var.
Nasıl sevileceği öğrenilmesi gereken yalnızlıklar var. Durup beklenilmesi gereken durumlar var, çünkü karşı tarafın da bir hamle hakkı var; ama belki oyundan hiç haberi yok.
Uydurulan geçmişler, bilinmesi gereken gerçekler var. Olması gereken yerde olmayan şeyler için dilenen özürler ve bir de kalp kırmamak için dilenen özürler var. Aslında aralarında çok bir fark yok, ama muhtemelen karşıdaki için bu yok farkın bir önemi var.
Ustaca kesilen yerden tekrar başlatılan konuşmalar, usturayla kesilmiş gibi acıtan yaralardan sızan iltihap var. Görmezden gelinmesi gereken rahatsızlıklar ve bir de yapay güven duygusu var.
Ne olursa olsun, yaşanmaya çalışılan bir şeyler var ve kurallara uymayıp da oynayabileceğin güzel bir oyun yok.
Bu böyle. Bazen var, bazen yok.
23 Mart 2010 Salı
19 Mart 2010 Cuma
Kaan Sezyum
Eşi ölmüştü.
Bir yazı yazmış... garip. Ölümle barışmışlık falan tamam da... Başkalarının ölümüyle barışmak?
Üzüldüm yahu.
Bir yazı yazmış... garip. Ölümle barışmışlık falan tamam da... Başkalarının ölümüyle barışmak?
Üzüldüm yahu.
18 Mart 2010 Perşembe
Yours For Granted - Rocky Swing Project
ROCKY SWING PROJECT -Yours For Granted- Music clip from Sinan UÇKAN on Vimeo.
Çopur'un projeleri ve yorulan biz zavallı arkadaşları.
eheh
şaka şaka
16 Mart 2010 Salı
Anlamamı Beklememeniz Gereken İnsanlar
O gün belki yağmur yağabilirdi. Öyle hissetmiştim. Yine de daha önceden planladığım gibi dışarı çıkmak gelmişti içimden. Neden bilmiyorum. Sağlam programlar yapıp, önceden çizdiğine körü köürne uyan biri değilimdir. Ufak terslikler caymak için yeterli nedenlerdir benim için.
Çocukken otobüsü kaçırmak, okula gitmemek için son derece yeterliydi ya da iki takım için eşit sayıda adam bulamamak futbol oynamamak için. Her zaman böyle olmuşumdur.
Televizyonun karşısından kalktım ve yatak odama gittim. Dolabımı açıp bir t-shirt seçtim. Askılıkta asılı olan siyah gömleğime uzandım. Çektim, gelmedi. Gömleğin yaka düğmelerinden biri askıya takılmıştı. Dolabı kapattım.
Dün gece sandalyenin üstüne bıraktığım kotumu ve başucu çekmecemden çıkardığım bir çift çorabı alıp giydim. Banyoya gittim. Diş fırçamı alıp üzerine diş macunu sıktım. Fıraçyı tam ağzıma götürürken elimden kaydı ve yere düştü. Diş fırçasını yerden alıp yıkadım ve yerine koydum. Bir parça tuvalet kağıdıyla yeri sildim ve kağıdı çöpe attım.
Banyodan çıkıp, girişte duran askılıktan paltomu aldım. Ceplerini yokladım. Dün aldığım sigara ve çakmak yerli yerinde duruyordu. Paltomu giydim ve ayakkabılıktan botlarımı aldım. Ayağıma geçirip sıkıca bağladım. Anahtarlarımı alıp, kapıyı arkamdan kapattım. Üst deliği iki kez kilitledikten sonra anahtarımı alt deliğe yerleştirdim. Anahtar ikinci turu atarken sıkıştı. Ters yönde çeyrek tur döndürüp, anahtarı çıkardım.
İki kat merdiveni inip, dışarı çıktım. Paltomun iç cebinden sigaramı ve çakmağımı çıkardım. Paketten bir sigara alıp ağzıma koydum. Peketi yerine koydum ve sol elimi hafif esen rüzgara karşı siper ederek, çakmağı çaktım. Yanmadı. Sol iç cebimden paketi çıkarıp, sigarayı boş bıraktığı yere geri soktum. Paketi ve çakmağı sol iç cebime attım.
Gitmeyi kararlaştırdığım parka doğru yola koyuldum. Parktaki onca bank arasında oturmayı çok sevdiğim bir bbank vardı. Manzarasını çok seviyordum. Oraya vardığımda o bankta yaşlı bir adam oturuyordu. Eve geri dönmeye karar verdim.
Parka gelirken karşıdan karşıya geçtiğim yolu bu kez diğer taraftan geçmek için yeşil ışığın yanmasını bekliyordum. Karşı kaldırımda ellili yaşlarında bir adam elinde çantası bekliyordu. Genç bir kadın adama doğru yürüdü ve bir kaç adım uzağında durup, çantasından bir silah çıkardı. Ateş etti. Adam sendeleyip, yanındaki trafik ışığının direğine yaslandı. Kadın durdu ve bir el daha ateş etti. Adam dengesini kaybedip yere düştü. Sağ eli göğsüde, sol elinden destek alarak yerde oturuyordu. Kadın bir kez daha ateş etti. Bu kez adamı başından vurdu. Adam yere yığıldı. Kadın silahını çantasına geri koyup, geldiği yöne doğru kaçmaya başladı. İnsanlar adamın başına üşüştüler. Bir anda burnumda bir ıslaklık hisettim. Yukarı baktım. Yağmur başlamıştı. Eve döndüm.
Çocukken otobüsü kaçırmak, okula gitmemek için son derece yeterliydi ya da iki takım için eşit sayıda adam bulamamak futbol oynamamak için. Her zaman böyle olmuşumdur.
Televizyonun karşısından kalktım ve yatak odama gittim. Dolabımı açıp bir t-shirt seçtim. Askılıkta asılı olan siyah gömleğime uzandım. Çektim, gelmedi. Gömleğin yaka düğmelerinden biri askıya takılmıştı. Dolabı kapattım.
Dün gece sandalyenin üstüne bıraktığım kotumu ve başucu çekmecemden çıkardığım bir çift çorabı alıp giydim. Banyoya gittim. Diş fırçamı alıp üzerine diş macunu sıktım. Fıraçyı tam ağzıma götürürken elimden kaydı ve yere düştü. Diş fırçasını yerden alıp yıkadım ve yerine koydum. Bir parça tuvalet kağıdıyla yeri sildim ve kağıdı çöpe attım.
Banyodan çıkıp, girişte duran askılıktan paltomu aldım. Ceplerini yokladım. Dün aldığım sigara ve çakmak yerli yerinde duruyordu. Paltomu giydim ve ayakkabılıktan botlarımı aldım. Ayağıma geçirip sıkıca bağladım. Anahtarlarımı alıp, kapıyı arkamdan kapattım. Üst deliği iki kez kilitledikten sonra anahtarımı alt deliğe yerleştirdim. Anahtar ikinci turu atarken sıkıştı. Ters yönde çeyrek tur döndürüp, anahtarı çıkardım.
İki kat merdiveni inip, dışarı çıktım. Paltomun iç cebinden sigaramı ve çakmağımı çıkardım. Paketten bir sigara alıp ağzıma koydum. Peketi yerine koydum ve sol elimi hafif esen rüzgara karşı siper ederek, çakmağı çaktım. Yanmadı. Sol iç cebimden paketi çıkarıp, sigarayı boş bıraktığı yere geri soktum. Paketi ve çakmağı sol iç cebime attım.
Gitmeyi kararlaştırdığım parka doğru yola koyuldum. Parktaki onca bank arasında oturmayı çok sevdiğim bir bbank vardı. Manzarasını çok seviyordum. Oraya vardığımda o bankta yaşlı bir adam oturuyordu. Eve geri dönmeye karar verdim.
Parka gelirken karşıdan karşıya geçtiğim yolu bu kez diğer taraftan geçmek için yeşil ışığın yanmasını bekliyordum. Karşı kaldırımda ellili yaşlarında bir adam elinde çantası bekliyordu. Genç bir kadın adama doğru yürüdü ve bir kaç adım uzağında durup, çantasından bir silah çıkardı. Ateş etti. Adam sendeleyip, yanındaki trafik ışığının direğine yaslandı. Kadın durdu ve bir el daha ateş etti. Adam dengesini kaybedip yere düştü. Sağ eli göğsüde, sol elinden destek alarak yerde oturuyordu. Kadın bir kez daha ateş etti. Bu kez adamı başından vurdu. Adam yere yığıldı. Kadın silahını çantasına geri koyup, geldiği yöne doğru kaçmaya başladı. İnsanlar adamın başına üşüştüler. Bir anda burnumda bir ıslaklık hisettim. Yukarı baktım. Yağmur başlamıştı. Eve döndüm.
15 Mart 2010 Pazartesi
Sustum
Hiç öyle kolay susmaya niyetim yoktu. Biliyordum da gerçi. Herkesin vardır ya öyle büyük kırmızı düğmeleri, hani çileden çıkartır, gözünü kan bürür önünü göremezsin. Bu pek öyle değildi.
Ardından konuşturan, yazdıran şeyler aslında sıyrıkların içi boş gümbürtüsü oluyor. Ağzının ortalık yerine vurulmuş gibi hissettiren şeyler hakkında öyle edebiyat yapmıyorsun pek. Oyuncak etmeye kıyamıyorsun ya da oynamak hiç de eğlenceli olmuyor, bir de kan içinde kalıyorsun ki hiç hoş değil.
Sen hep bile bile bana oynayamayacağım oyuncaklar verdin. Benden daha zekiydin ya kendin de biliyorsun; oyuncak ettirmedin kendini bana. Megaloman bir adama haklısın dedirttiriyorsan, orada bir şeyler ya çok büyük ya da çok yanlış olmalı. Bu sefer ben mi haklıydım ne?
Ardından konuşturan, yazdıran şeyler aslında sıyrıkların içi boş gümbürtüsü oluyor. Ağzının ortalık yerine vurulmuş gibi hissettiren şeyler hakkında öyle edebiyat yapmıyorsun pek. Oyuncak etmeye kıyamıyorsun ya da oynamak hiç de eğlenceli olmuyor, bir de kan içinde kalıyorsun ki hiç hoş değil.
Sen hep bile bile bana oynayamayacağım oyuncaklar verdin. Benden daha zekiydin ya kendin de biliyorsun; oyuncak ettirmedin kendini bana. Megaloman bir adama haklısın dedirttiriyorsan, orada bir şeyler ya çok büyük ya da çok yanlış olmalı. Bu sefer ben mi haklıydım ne?
Odamdan Bildiriyorum ya da Ben Hala Ses Mühendisiyim
Bir iki gün önce, şu anda çalışmakta olduğum Mars Yapım'da "Ben Kendimi Tanıtsam" isimli daha evvelden burada çıtlatılan şarkının mix ve mastering ini tamamlamış bulunuyorum. Uğur Memiş ve Atalay Ant'ın desteğiyle oldu tabi bunlar. Nereden baksan ProTools HD bir sistem kullandım. Yüzbin lirası var...
Şimdi sıra, "Yer Çekimi"nin ses tasarımına uğraşmaya geldi. Başladım biraz. Fekat sesler adamı çıldırtacak kadar kötü. Dinlerken insan kendini kazan dairesinde çalışıyormuş gibi hissediyor. Başka bir deyişle bu iş benim g.tümden kan alacağa benziyor.
Evet.
Alacak.
Şimdi sıra, "Yer Çekimi"nin ses tasarımına uğraşmaya geldi. Başladım biraz. Fekat sesler adamı çıldırtacak kadar kötü. Dinlerken insan kendini kazan dairesinde çalışıyormuş gibi hissediyor. Başka bir deyişle bu iş benim g.tümden kan alacağa benziyor.
Evet.
Alacak.
7 Mart 2010 Pazar
bazen iyi şeyler de oluyor
çizdiği geleceğe yakınlaşınca insan bir umutlanır ya. öyle bir haldeydim.
ne bileyim... güzel bir şeyler olacak sanırım.
ne bileyim... güzel bir şeyler olacak sanırım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
