30 Aralık 2009 Çarşamba

Yes, you can live with that.




Leaven
: [Leaven, Kazan & Worth reaching the exit of the cube] What are you doing? You can't quit now. It's not your fault!
Worth: I have nothing... to live for out there.
Leaven: What is out there?
Worth: Boundless human stupidity.
Leaven: I can live with that.



Son

3 Nisan 1984

Sondum. Biriciktim ve karşıydım. Hastaydım, birazdan ağlayacaktım. Kimi kandırıyorum. Ben ağlamam. Ağlamak kabullenmek demektir. Ben karanlıkta cahillere liderlik ederken güçlendirdim kendimi. Öyle kolay kolay kabullenmem. O kadar çabuk değil. Uyudum. Uyuyakaldım. Tek başıma kaldım. Sondum. Güzellik uğruna yazı yazıyorum. Korkak değilim. Hayır. Bunu yapabilirim. Bu korkaklık demek değil çünkü. Çürüdüm. Büyüdüm. Sondum. Son adamdım. Adam gibi adam değildim belki ama son adamdan, “O”ndan başkası değildim. Eridim, tükendim, yüceldim. Sustum. Neden hala burada olduğumu düşündüm. Afalladım. Ümidimi kaybetmiştim. Korkmadım. Ağlamadım. Gerildim. Dibine kadar gerildim ama korkmadım. Yazdım. Çalakalem yazdım. Duyduğumu, gördüğümü yazdım, ama hissettiğimi yazmadım. Hissettiğimi ima ettim. Elim acıdı, yine de devam ettim. Durdum. Farkına vardım. Bitirdim. Sondum. Sonum. Son.

Winston Smith

29 Aralık 2009 Salı

Gözlüğüm

Gözlüğümü taktığım zaman aklıma gelir
Ben eskiden çok asiydim

Eskiden doğan güneşin önünde durup
Hayır, geceyle bitmedi hesabım henüz,
hem getirdiğin de her seferki aynı gündüz
Eskiden umutsuz aşklarıma bakıp
Evet, eskiden umutsuz aşklarıma bakardım.

Gözlüğümü takmadan önce sokaklar daha bir gri değildi
Şimdilerde pek gri değil.
Günün birinde gri gibi olacak.
İşte o zaman gözlüklerimin üstüne bir gözlük daha takmış olacağım.

Ağır geliyor bazen.
Sulandırıveriyor adamın gözünü,
Bazen midemi bulandırıyor.
Ama takıyorum işte yine de, çünkü dünyayı görmek gerek.

Zaten gözlerimde bozulmuştu
İyi oldu

30.10.2009 01:08

Sanırım zaman zaman onu incitmek istiyorum. Çok hoşuma gitmiyor ama zevk de alıyorum. Bunu hakettiğini düşünmüyorum sadece onun bana davrandığı gibi davranmak istiyorum ona. Beni incitmeye çalışmıyor, beni cezalandırmaya çalışmıyor, biliyorum. Ama elim her havada kaldığında ya da o içimden dışarı her baktığında ben ne hissediyorsam o da öyle hissetsin istiyorum. İstemekten daha fazlası oda bunu istiyor gibi geliyor. Karşımda gördüğümü göstermeye çalşıyorum, çünkü o ona nasıl davranılmasını istiyorsa karşısındakine öyle davranmayı bilecek kadar olgun. Onun üzerine her titrediğimde önüme sürdüğü tenhalığı ben de gösteriyorum. Olmuyor. Kin güdüyormuşçasına olmuyor. Hem ben yaralanıyorum hem de onu incitiyormuşum gibi geliyor. Ama o incinmiyor çoğu zaman. O beni bensiz seviyor. Bense onun olmadığı yerlerde yürümeyi sevmiyorum artık. Ne yapacağımı bilmiyorum. Savaşmaya değer, her şeye değer belki hayatımda ilk defa ama ben yaralanırken o güçlü. Ben, kendini güçlü bilen ben, onu yavaşlatıyorum ve böyle giderse günün birinde yola bensiz devam etmesi gerekecek ama o asla yaralarımı nasıl açtığını bilmeyecek.

Sonunda Tezat Olan Şiir

Bir ağaca çıktım
Dalları sana uzanıyordu
Ama ben lafı fazla uzatmadım
Sevmem zaten öyle şeyleri
Gerçi sen farklıydın, orası ayrı
Farkını izmaritlere bir de bir kupa çaya anlattım
Umurlarında olmadı, severdin sen onları
Onlar seni pek sevmiyormuş

Bir kaldırıma çıktım
Taşları pek bir yere gitmiyordu
Taş gitmeyince ben de durdum
Aya baktım, sana bakıyordu
Şakaklarımdan saçın akıyordu
Elime dökülüyordu, elim sen kokuyordu
Elimi sevdim
Ama sevmezdi seni elim, elim saçını severdi

Bir sahneye çıktım
Bakmadın, başıma ağrılar giriyordu
Başımı sana verecektim, almadın
O zamana kadar severdi başım seni
Ama o gece fena bozuldu sana

Bir dağ yaptım
Üzerine çıktım, sana baktım
Hiç de karınca gibi görünmüyordun
Göğsüme başını yasladın
Sesini benden sakladın
Sesin Hepburn’ün yerini aldı
Sesinin resmini odama astım
Dün gece yanlışlıkla camını kırdım
Zaten odam seni pek sevmemişti

Bir söz verdim
Karşıma çıktın, sözümü tutmak zorunda kaldım
Cafe’leri bölüştük
Kedileri de, ki bir ben kalmışım orada
Seni tanımadığım birine vermişler
Üzülmedim
Zaten kedileri de çok sevmemiştim,
Seni de…

Yalnızlık

Yalnızlık. Yaşadıkça. Yalnızlığı yaşadıkça seviyorsun. İhtiyacın olanı alıyor ve posasını atıyorsun. Yalnızlığa kaçıyorsun. Hoşuna gidiyor ama dönecek biliyorsun. Bütün o huzurlu sefaletin içinde geri dönecek biliyorsun,umuyorsun… Ve şimdi benim sıram. Sahne benim. Çık ve oyna. Çık ve fark et . Çık ve geri dönme. Keşke… Keşke…

Günün diğer ucuna kadar bekliyorsun. Yürüyorsun. Bir yere varmak değil amacın. Çünkü yürümek de güzel, biliyorsun. “Geçmişte yaşamamak gerek” dedi bana, “Eskiyi yad etmek güzel, ama kimse eski olmak,eskimek istemez”.

Elimi arabanın camında dışarı çıkarıp el salladım. Gülümsedi. Ben günün diğer tarafında, o burada. Oysa ben yalnızca eve gitmeye çalışan bir seferi adam, ve karşısında gittikçe küçülen vazgeçilmez kadın. O kemiklerime dayalı bir bıçak. Ben biley taşı.

Düet bitecekse gerçekten eğer, bir son varsa eğer…Bugün olmalı. Bugünden daha büyük bir şarkı yazmalı biri bir yerde. Bizi anlatmalı. Uzakta bir yerlerde bizi yad etmeli, biz olmalı…

Bugün olmayacaksa eğer, Hiç olmamalı. Başka bir yerde, başka bir yüzde bulmalı. Ağlatacak başka bir surat, akacak başka bir makyaj, oynayacak başka bir oyuncu bulmalı. Yoksa ne var ki hayatta başka yaşamaya değer. Mutsuzluğun bile adını arada bir anlamlı… Ağlamalı, makyajını akıtmalı. Hem makyajsız bir soytarı kimin umurunda ki…

Kulislerde yara sarmaktan sıkılmadan oynayan bir soytarı gibi, geleceğe umutla bakabilmeli…

Öyle mi?

Öyle.