29 Aralık 2009 Salı

Yalnızlık

Yalnızlık. Yaşadıkça. Yalnızlığı yaşadıkça seviyorsun. İhtiyacın olanı alıyor ve posasını atıyorsun. Yalnızlığa kaçıyorsun. Hoşuna gidiyor ama dönecek biliyorsun. Bütün o huzurlu sefaletin içinde geri dönecek biliyorsun,umuyorsun… Ve şimdi benim sıram. Sahne benim. Çık ve oyna. Çık ve fark et . Çık ve geri dönme. Keşke… Keşke…

Günün diğer ucuna kadar bekliyorsun. Yürüyorsun. Bir yere varmak değil amacın. Çünkü yürümek de güzel, biliyorsun. “Geçmişte yaşamamak gerek” dedi bana, “Eskiyi yad etmek güzel, ama kimse eski olmak,eskimek istemez”.

Elimi arabanın camında dışarı çıkarıp el salladım. Gülümsedi. Ben günün diğer tarafında, o burada. Oysa ben yalnızca eve gitmeye çalışan bir seferi adam, ve karşısında gittikçe küçülen vazgeçilmez kadın. O kemiklerime dayalı bir bıçak. Ben biley taşı.

Düet bitecekse gerçekten eğer, bir son varsa eğer…Bugün olmalı. Bugünden daha büyük bir şarkı yazmalı biri bir yerde. Bizi anlatmalı. Uzakta bir yerlerde bizi yad etmeli, biz olmalı…

Bugün olmayacaksa eğer, Hiç olmamalı. Başka bir yerde, başka bir yüzde bulmalı. Ağlatacak başka bir surat, akacak başka bir makyaj, oynayacak başka bir oyuncu bulmalı. Yoksa ne var ki hayatta başka yaşamaya değer. Mutsuzluğun bile adını arada bir anlamlı… Ağlamalı, makyajını akıtmalı. Hem makyajsız bir soytarı kimin umurunda ki…

Kulislerde yara sarmaktan sıkılmadan oynayan bir soytarı gibi, geleceğe umutla bakabilmeli…

Öyle mi?

Öyle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder