26 Ağustos 2010 Perşembe

Sabah Yazısı

Değişik bir şey. Öyle çok gerekli değil, ama zaman zaman hoşa gidiyor. Kahveye şeker atıp, atmama ikilemi gibi bir hissiyatı var. İnsanın kendi kendine oynadığı bir oyun gibi. Garip bir bbg evi hissiyatı ve bir tek uykuda gerçek yalnızlık.

Paylaşmaya değer yaşanmışlıklar biriktirmek günlük bir şey, paylaşmak katarsis olunca bir takım kapasite problemleri ortaya çıkıyor. Ruh haline endeksli içe atma yüzdeleri ve sonrasında ortaya çıkan bilimum sindirim problemleri. Şişe şişe su içiyorum, eski alışkanlık, bir de bu sene yaz, orta çağ engizisyon mahkemesi kıvamda tabi.

Sabah genellikle aynı saatlerde, kutudaki aynı iki adama uyanan adam perdelerini genellikle kapalı tutuyor. Pencereleri doğuya bakıyor, oysa o güneşe endeksli yaşamayı o kadar da çok sevmiyor. Yine de sabahları uyumuyor. Yalnızlık geceye mahsus, ki bu da süper bir şey bence.

Rutin huzur veriyor. Oysa hayat haddinden fazla düzenli ve kaotik olmalısın ki farklı olabilesin. Ama olmuyor... Neden? Çünkü ergenlik sadece bir kaç yıl sürüyor ve sıkıntıyı diğerlerinde arayacak kadar kızgın kalmak doğru değil. Dünyayı sıfatlandırmanın işe yarar bir getirisi yok. Ne de olsa referans noktası sensin. Senin ne olduğundan daha önemli bir kaç şey var. Diğerlerinin ne olduğu bunlardan biri değil.

Benim cehennemimde herkes birbirini gayet iyi anlayabiliyor. Bir de her yerde kablo var ve ayaklarım çıplak. Anlaşılabilmek işe yaramıyor. Özellikle de böyle bir derdin varsa. Anlantmaya değer şeyler toparlayan adam, anlatınca dinlenmek, dinlenince anlaşılmamak istiyor.

 Değişik bir şey. Öyle çok gerekli değil, ama zaman zaman hoşa gidiyor.

22 Ağustos 2010 Pazar

Olur mu?

Bir gün düşse avuçlarına
Saklasan, tutunsan, unutsan geldiğin yeri
Parlasam arada bir
kendimi hatırlatsam sana

Hiç dinlemesen
Ama görsen
Güzel olsa, güzel görsen
Oysa bilsen
Bozsan oyunun kurallarını
Bile bile önünü kessen yanlışlıkların

Ölsen, üzülsem
Dirilsen yeniden
Çok geç olsa
Bir kez olsa
Sonra bir daha

Kırık kalbimi alsan götürsen yanında
Artık nereye gidiyorsan, beni bağlamasa
Sırlarını yanlış tanrılara anlatsam
Birlikte tapsak olmamışlıklarıma
Sonra beni çok sevsen
Ama çok geç olsa
Delirsem

Acımadan üzülsen bana
Kıysan ama bırakamasan
Beni kırıklarımla görsen
Sövsen bana
Beni benden çok yargılasan
Seni sinir etsem
Bile bile canımı yaksan, karşılık versem

Bileklerini öpsem
Bırakmasan, bir yere gidemesem
Yemin versen, tutamayacağın sözler versen
Bana yalan söylesen
Bana beni özletsen
Yaşımı unuttursan
Sonra pişman olsan
Yalnızlığına zaman zaman izin versem

Gözlüklerimi alsan
Benim senimi görsen, korksan kendinden
Elbiseni görsem, seni düşünsem
Herhangi bir kanepeyi sensiz düşünemesem
Sonra kendime gelsem
Yanımda seni görsem

"Başka"larında kenarda dursam
Gittiğin yerlerin resimlerini çizsem
Umutlarımı anlamasan
Yine de tapsan
Zerafitini bulsam
Bir daha kaybetmesem

İki sigara yaksan
Birini bana versen
Yarattığını sevsen
Beni yoktan var etmeden, var olanı değiştirsen
Sorsan, cevabını bulsan
Cevabımı bulsan
Cevabımı bulsam
Cevabını bulsam

Sonra bitsek
Gitsen veya gitsem
Takip etmesem, geri dönmesen
Gidişine ağlasam
Kalışımı içerlesen
Birlikte gömülebilmek için beş sene beklemek zorunda kalsak

Cesetlerimizi sevsek
Hiç bir şeye bağlanmasa sonumuz
Yarım kalsak
Veda etsek
Olsak, bitsek
Unutulsak
Tamamen unutulsak
Hepten yok olsak
Hiç olmamış gibi ölsek
Hiç ölmemiş gibi birbirmize baksak
Gözlerimiz olmasa
Yİne de gözlerimizin içine baksak birbirimizin
Sesimizi unutsak
Tenimizi unutsak
Birbirimizi unutsak en son
ve son olsak

Olur mu?

12 Ağustos 2010 Perşembe

Meryem Ana Fısıldasa ya...

Herkesin zayıflıkları vardır. Kullanılabilir zayıflıklar, sömürülesi zayıflıklar. İstenilen zayıflıklar. Başkaları tarafından istenilen zayıflıklar.

Kullanmaktan çekinmeyen biri olmak sizi kullanılmaya açık kılmıyor. Güzel. Gölge gibi peşinde dolaşılan insanlar bilimum merkezleri, hassas noktaları, yaraları gizleyedursunlar, deşilen yaranın tadı farklı oluyor. Muhtaç olmadan, İhtiyaç duyularak. Can acıtarak.

Her adımda, yavaş yavaş. Tek tek, birer birer. Hedefleri belirleyerek, hedefleri diğerlerine göstererek. İşaret ederek. Bekleyerek. Delirerek.

Kafa karıştırmak, kuyulara inilmeyecek ipleri sallamak ortalığa, haz veriyorsa; yükseltmek de haz veriyordur. Tabi yalnızca düşülmeyesi bir yükseklik yeterli oluyor.

İstiyorum. Deli gibi istiyorum. Uğruna yalanlar söylüyorum. Çiğniyorum, tükürüyorum ve gidiyorum. Güven işe yarıyor. Bana güvenin.

İstediğimi biliyorum. İstediğimi istiyorum. Alacağım, alıyorum.

Sadece bunu ayıkken yapmam gerekiyor. O kadar.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

"What a Foul and Awesome Display"

"At 5:29:45 am Mountain War Time on July 16, 1945, the world’s first atomic bomb exploded one hundred feet over a portion of the southern New Mexico desert known as the Jornada del Muerto – the Journey of the Dead Man. On seeing the fireball and mushroom cloud, J. Robert Oppenheimer recalled a passage from the Bhagavad-Gita: "I am become death the destroyer of worlds." Trinity Test Director, Harvard Physicist Kenneth Bainbridge, had a less ethereal reaction, saying, "Now we are all sons of bitches.""

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kimsiniz, bilmiyorum ben mesela

Blog garip bir ortam. Bir şeyler yazıyorsun, okunsun istiyorsun. Tanıdığın insanlar var okuyanlar arasında, bir de hiç bilmediklerin. Hiç tanımadığın insanlar yazdıklarını okuyor. Süper bir şey aslında. Resmen tanışmak istiyorum o insanlarla.

Ama merak da ediyor insan; nerden buldunuz bu blog'u ki?

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Cheesy

Hayatımızda bir çok şey oluyor, biz bunları görüyoruz algılıyoruz, bunlardan sonuçlar çıkarıyoruz; buna mukabil değişiyoruz ve ya güçleniyoruz; tamam, ama her şey etrafımızdakileri nasıl yorumladığımızla oluşuyor. 

Bilinçaltı aptaldır. Bu hep söylenir. Benim bahsettiğim şey bizzat bilincin kendisini yontmak, bükmek. Sonucu telekinesi geliştirmek olan bir şeyden de bahsetmiyorum. Çok daha temel, çok daha günlük.

Algı mekanizmasını kurcalamak zor bir şey kabul; ama eğlenceli ve sadece bu bile yeterliyken "the real deal" duruyor bir kenarda. Kendini kandırmak. İstediğini istediğin gibi görmek. Zaman zaman aptallaşabilme özgürlüğü. Bilmeme lüksü. Bunlar çok önemli şeyler. Hep biliyordum, duyuyordum bunu, evet siz de duyuyordunuz biliyorum. İş birazcık pratiğe dökmekte.

Son zamanlarda yazdığım şeylerin ne kadar "cheesy" leştiğinin farkındayım. Ama doğru bunlar yahu. Klişelerin, klişe olmak için nedenleri vardır ve yaşlıların da genellikle bildiği bir şey vardır. Basit iyidir. Basit iyileştirir.