Değişik bir şey. Öyle çok gerekli değil, ama zaman zaman hoşa gidiyor. Kahveye şeker atıp, atmama ikilemi gibi bir hissiyatı var. İnsanın kendi kendine oynadığı bir oyun gibi. Garip bir bbg evi hissiyatı ve bir tek uykuda gerçek yalnızlık.
Paylaşmaya değer yaşanmışlıklar biriktirmek günlük bir şey, paylaşmak katarsis olunca bir takım kapasite problemleri ortaya çıkıyor. Ruh haline endeksli içe atma yüzdeleri ve sonrasında ortaya çıkan bilimum sindirim problemleri. Şişe şişe su içiyorum, eski alışkanlık, bir de bu sene yaz, orta çağ engizisyon mahkemesi kıvamda tabi.
Sabah genellikle aynı saatlerde, kutudaki aynı iki adama uyanan adam perdelerini genellikle kapalı tutuyor. Pencereleri doğuya bakıyor, oysa o güneşe endeksli yaşamayı o kadar da çok sevmiyor. Yine de sabahları uyumuyor. Yalnızlık geceye mahsus, ki bu da süper bir şey bence.
Rutin huzur veriyor. Oysa hayat haddinden fazla düzenli ve kaotik olmalısın ki farklı olabilesin. Ama olmuyor... Neden? Çünkü ergenlik sadece bir kaç yıl sürüyor ve sıkıntıyı diğerlerinde arayacak kadar kızgın kalmak doğru değil. Dünyayı sıfatlandırmanın işe yarar bir getirisi yok. Ne de olsa referans noktası sensin. Senin ne olduğundan daha önemli bir kaç şey var. Diğerlerinin ne olduğu bunlardan biri değil.
Benim cehennemimde herkes birbirini gayet iyi anlayabiliyor. Bir de her yerde kablo var ve ayaklarım çıplak. Anlaşılabilmek işe yaramıyor. Özellikle de böyle bir derdin varsa. Anlantmaya değer şeyler toparlayan adam, anlatınca dinlenmek, dinlenince anlaşılmamak istiyor.
Değişik bir şey. Öyle çok gerekli değil, ama zaman zaman hoşa gidiyor.
26 Ağustos 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
ölmeni ne çok diliyorum bir bilsen.
YanıtlaSilAdsız biri tarafından öldürülebilkeceğimi zannetmiyorum.
YanıtlaSil