Mantığı yok. Düzeni var. Suçu var, suçlusu, işleyeni, işleyemeyeni var. Oyunun kuralları var. Oyuncuların kuralları var. Bir kullanma klavuzu yok, aslında kimsenin suçu da yok. Ama suç var, suç orada duruyor.
Belirli bir hızı var, çok yavaşı, çok hızlısı, erkeni, geçi var. Tam zamanı var. Sırası ve yeri var. Hiç sırası olmadığı yerler, zamanlar var.
Kırılanın gittiği, kıranın durduğu bir yer var. Bilindiği zaman susulan, bilinmeyip yine de sorulamayan bazı şeyler var. Kurallara uydukça açılan kapılar, oynadıkça bozulan oyuncaklar var.
Anlamlandırılamayan, yine de söylenilen sözler, tutmaya kalp kırılan sözler, söylemeye yemin edip yutulan, bile bile tükürülmeyen sözler var.
Nasıl sevileceği öğrenilmesi gereken yalnızlıklar var. Durup beklenilmesi gereken durumlar var, çünkü karşı tarafın da bir hamle hakkı var; ama belki oyundan hiç haberi yok.
Uydurulan geçmişler, bilinmesi gereken gerçekler var. Olması gereken yerde olmayan şeyler için dilenen özürler ve bir de kalp kırmamak için dilenen özürler var. Aslında aralarında çok bir fark yok, ama muhtemelen karşıdaki için bu yok farkın bir önemi var.
Ustaca kesilen yerden tekrar başlatılan konuşmalar, usturayla kesilmiş gibi acıtan yaralardan sızan iltihap var. Görmezden gelinmesi gereken rahatsızlıklar ve bir de yapay güven duygusu var.
Ne olursa olsun, yaşanmaya çalışılan bir şeyler var ve kurallara uymayıp da oynayabileceğin güzel bir oyun yok.
Bu böyle. Bazen var, bazen yok.
23 Mart 2010 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder