Normalde hiç görmem, ya da doğru dürüst hatırlayamam; ama bu seferkiler bir değişikti. Böyle töbeestağfurullah bi halleri vardı.
Bir otobüsteyim, benimle birlikte genelde yaşlı insanlar var. otobüsü jandarma, polis gibi bir şey kimlik sormak için kenara çekiyor. Datça'ya otobüsle giderken yapıyorlar kimi zaman bunu asker kaçakları için. O yüzden orasıyla ilintilendirdim mekanı falan. İlk önce benim kimliğime bakmıyorlar, ben otobüste kalıyorum; 5-10 insanı indirip diziyorlar tek sıra yan yana. Ben de mal gibi o tarafa bakan camdan kabak gibi görülecek şekilde elimde ehliyet duruyorum. Aşşağıda, sinemadaki yeni rakı reklamında oynayan adam duruyor. Komiser falan herhalde. Krem takım mavi gömlek. Fedon kadar da bronz ama böyle, parlıyor. "Şunu da alın" gibisinden bir işaret çakıyor, biri gelip alıyor beni. Ehliyeti gösteriyorum amcaya, "Bunun samimiyeti yok" falan gibi bir şey söylüyor ( Nelereolüyür?). Ben direk ateşli asi adama bağlıyorum. Hakaret etmeden, saygı çerçevesinde ama biraz da aciz bir ses tonuyla sayıyorum falan bir şeyler diyorum. Beni sıranın en başına koyuyorlar. Yanımda devasa bir polis var, çömelmiş bana bakıyor. Ama saçları bir acayip. Böyle yılbaşı süsleri olur ya, iki elinle açınca küçük altıgenler oluşturarak genişlerler falan. O desende bir saçı var adamın yer yer kel. Adama "Abi sizin göreviniz bizim güvenliğimizi sağlamak değil mi, niye bize kötü davranıyorsunuz?" diyorum. Önümde duran rakıcı amca "E hepiniz helenistsiniz be oğlum" diyor. (LAN?!) "Beyefendi solcuyum ben, helenizimle ne alakası var" falan diye adamın üstüne yürüyorum. Yılbaşı süslü saçlı dev polis beni geri çekiyor. Boğuşurken "Benim babam da 78 kuşağından" diyorum gereksizce. Sonra babam geliyor. Saçlar simsiyah daha hiç ağırmamış, toplamamış da saçları böyle Darth Vader misali duruyor saçlar. Bir de şu kaşlardan birleşen gözlüklerden takmış, elinde de smoothie, frappe tadında bir şey var. Adamlar gülüyorlar falan babama. Babam gülüyor. Ben yolluyorum babamı, bağırıyorum falan adama.
Sonra aynı yer olduğunu tahmin ettiğim avlu gibi bir boşluğa bakan 2-3 katlı bir apartman dairesindeyim. Gece olmuş. İçeride parti gibi bir şey var. Ayşegül çok sarhoş, "Ağzımda çok garip bir tat var, bir türlü geçmiyor" diye dolanıyor. "Belki yararı olur" diyorum, vuruyorum ağzının ortalık yerine bir tane. Arkasında Orçun "Ta Daaaa" gibi bir efektle kollarını açıyor. Pencereden dışarı bakıyorum. Dışarıda sokak lambaları yanıyor ama gökyüzü bir hayli karanlık. Yukarıda böyle göktaşı gibi bir şey görüyorum ama düzgün hareket ediyor. İnsanlar da fark ediyor bir anda o avluya bakan pencerelerde insanlar avlunun kenarlarında insanlar... Sonra uydu gibi bir şey uçarak geliyor o göktaşımsı şeye bir şekilde ışın mışın bir ayak ateş ediyor. Göktaşı gibi şey geliyor küt diye avlunun ortasına düşüyor. Göktaşı sandığımız şey de başka bir uyduymuş. (Uydu dediğim de, bildiğin iri bir çanak anten. İlk uydu da çanak anten, kendi toplayıcı yerinden ateş ediyor sanırım.) Sonra bir anda bir rabarba bir panik. Pijamalı bir amca düşen antene sarılıyor "Bheniym!" diye bağırıyor. Aşşağı iniyorum. Biri dedemi aramak için sokağa çıkıyor. Ben de dedemi aramak için çıkıyorum. Herkes koşuşturuyor.
Gördüm bunları. Evet. Oldu bu.
1 Mayıs 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder