6 Ocak 2010 Çarşamba

Bilemedim Yahu

Ne arıyoruz? Ya da hiçbir şey bulmamışken, daha en başında ne arıyorduk? Aradığımızı bilmeden önce ne arıyorduk?

Bir şeyler bulduktan sonra aranan şey bulunanın eksiklerini kapatacak cinsten oluyor, ya da bulunan şeyin bir kademe üstü ve ya altı. Öyle bir fırsatımız olduğu zaman, bulacak gibi hissettiğimiz zaman elimizdekinden de pek kolay vazgeçebiliyoruz. Eskilerimizden meyil alarak yeni bir şeyler istiyoruz. Yani aslında hep yamalamaya çalışıyoruz.

E peki o zaman bilerek, isteyerek ve aşık olarak tolere edilenleri nereye koyacağım ben?

5 Ocak 2010 Salı

Yanlış Ev

Heyecan elinde
Ama saf içinde
İçi ayrı yolda
Bir şarkı dilinde

Islak yelinde
Bir ateş sesinde
Bu son gidenle
Bu zor bedenle

Bir düş peşinde
Bu yanlış evde

Bir toplu iğne
Tenini delince
Sinirlenince
İncinince

Ben onu görünce
O bana gelince
Bu son gidenle
Bu zor bedenle

Bir düş peşinde
Bu yanlış evde

Denizler aşmış
Gezmiş dolaşmış
Bol bol uyumuş
Yine de yorulmuş

Eli belinde
İçi biçare
O şarkı susmuş
O yol yok olmuş

Bir düş peşinde
Bu yanlış evde

Hep av peşinde
Bu yanlış evde

Umut içinde
Bu yanlış evde

Çok geçmişinde
Bu yanlış evde

Bir düş peşinde...

(Bu blogda şarkı sözleri görmeye kendinizi alıştırın, beni özleyin anacım)

4 Ocak 2010 Pazartesi

Orçun Can istedi, Hatırlatma İhtiyacı Yaptı

Bu yazıyı bir Orçun Can göndermesi üzerine yazıyorum. 2010’u “resolve” etmek gerekmiş. O zaman aynı formatta bu senenin Onur Sesigür “Resolution” ı geliyor, 5 madde halinde, yanında garnitür eşliğinde.

1) Bu yıl gelecek planlarımı baltalayacak hiçbir şey yapmayacağım.

Bir plan yaptım evet. Ama hata payım son derece kabul görebilecek cinsten. Düşündüğümün %50 si olursa mutlu olmaya programladım kendimi.

2) Yalnız adam tribine bağlamayacağım.

Ne de olsa “düşündüğüm kadar yalnız bir adam değilim”.

3) Mezun olmama yetecek kadar ders çalışacağım.

Fazlasına ihtiyacım yok, not ortalaması derdim yok. Oh ne rahat ben, değil mi? Değil işte.

4) Başkalarının işlerine burnumu sokmayacağım.

“Eheh, hadi oradan!” diyen olacaktır.

5) Müzik arşivimi geliştirmeye devam edeceğim.

30 yaşına geldiğimde yani 10 sene sonra bir oda cd im olsun, gece onlara sarılıp uyuyayım istiyorum.


Böylece 2010 bitti. Şimdi 2011:

1) Bu yıl gelecek planlarımı baltalayacak hiçbir şey ...

1 Ocak 2010 Cuma

Veda Etmek Üzerine

Yaşamayı sevmek istiyoruz. Öyle umuyorum. Sefalet tatmini üzerinden yaşamak ergenlik boyutlarında kalmadıkça masum olamıyor gibi geliyor. O halde yaşamı sevmenin yollarını bulmak gerekiyor.

Yaşamı güzel olduğu için sevebilirsiniz, neden güzeldir diye kendinize sorabilirsiniz ya da daha kötüsü başkalarına sorabilirsiniz. Alacağınız cevap sizi tatmin eder ya da etmez, ki etmez yahu… neyse. Yaşamı sürdüğü için sevebilirsiniz, yalnızca var olduğu için ya da size sevdiğiniz şeyler getirebildiği için. Veya yaşamı yalnıca sevebilirsiniz. Yaşam siz sevdiğiniz için güzel olabilir. Güzel olmasını istediğiniz için güzel. Tamamen sizin kontrolünüz altında ve tamamen sizin etkilediğiniz binlerce, milyonlarca küçük değişkene bağlı ama yine de edilgen kalmayı bilerek. “Günlerin getirdikleri”ni hazmederek. Böyle düşünmek size bir şey kazandırmaz. Ama o bardağın orada olduğuna inanmak istiyorsanız, o bardak orada diye düşünmeniz de size bir şey kaybettirmez.

Kendini kandırmak mı bu? Elbette! Ama kimin umrunda. Her şeyi varsayımlar üzerinden yaşamıyor muyuz zaten. Doğru veya gerçek bildiğimiz şeylerin ne kadarı var, yok,gerçek,doğru? Varsayımlar, dayanaklar, referans noktaları sizin “point of view” unuzun “point” i olan şeyler… Ne kadar gerçek bunlar? Ne kadarı sizin? Ne kadar sizsiniz? Bilemezsiniz. O zaman bir kez daha, kimin umrunda? Yaşam güzel, çünkü güzel yaşamak istiyorum. Yaşamayı seviyorum çünkü, sevidğim bir yaşam istiyorum. Bu kadar basit. Olması gerektiği kadar basit.

Yaşamı güzelleştirmek için tamamlamak gerekiyor. Tamamlamak olmasa bile bitirmişlik, bitmişlik hissi, adını koyamadığım veya anlamları çizdiğim alandan taşan bir dolu sözcük kullanılabilir aslında, ancak söylediğim şey çok basit.

Bitmek zorunda olan bir hayatımız var. O yüzden güzel, çünkü o hissiyata gelebilmek için her şey önünüze sunulmuş halde. Nasıl olsa bitecek, tamamlayın ya da tamamlamayın… Bitecek işte. Korkmaya çok gerek yok. Sevmeye çalışmak işe yarıyor. Günün birinde biteceğim hissi hoşuma gidiyor ve sanırım bunun bütün nedeni veda etmeyi öğrenmiş olmam. Bu noktada “Size kendi bestelediğim bir şarkıyı seslendireceğim”. Leş edebiyattan arındırdığınız zaman demek istediğim şeyi anlatabiliyor bence.

Bir Yaz Gecesi Kabusu

Dedi ki öğrenmek gerek
Veda etmeyi
Dedi ki öylesi
Daha değerli

Yenilenmek için
Durmak gerek
Durmak için
Veda etmek

Denedim, ellerim
Arkamda saklı
Veda etmeyi
Beceremedim

Niyetim kötü değil belki
Ama kendimi suçlu bildim

Zayıflıktı, bağlanmaktı
Çekip gitmeyi
Zorlaştıran

Günden düne
Tam ters yönde
Uzaklaştıran

Öksürdüm, derindi sesler
Hoşuma gitmedi
İrkildim, bulmaya gittiğim şehirlerin
Sesini işittim

Bir yaz gecesi, kabus gibi
Sineye çektim, devam ettim

Beklenmedik ibr cümle değildi belki
Ama duymak çok incitti

Ben durdum, dinledim
O öğretti.

O.T.L.


Buna alışmanın pek kolay olmadığını itiraf etmem gerek, ama sanıldığı gibi veya sanıldığını düşündüğüm gibi hastalıklı ya da “ucuz yalnız adam edebiyatı” bir şey değil. Gerçekten bunu öğrenmek, çok şey öğretiyor.

Veda etmek değer katıyor, değer kılıyor. Saygını gösteriyorsun yaşamına, başkalarının yaşamına, ailene, arkadaşlarına, okuluna, aşkına… Hem kendin serbest kalıyorsun, hem de karşı tarafı serbest bırakıyorsun, özgürleştiriyorsun. Unutmuyorsun, hayır unutmak değil tabi ki. Bu yalnızca yüzünde bir gülümsemeyle hatırlamak, en azından günün birinde.

Düzgün veda etmek gerekiyor. Usûlünce bitirmek. Bir daha görmemek, söz vermek. Yoluna çıkmamak. Biraz cesaret. Katı yüreklilik değil, cesaret. Yaşanmaya değer bir yaşam için hatırlanmaya değer anılar yaratmak.

Kolay değil, ama güzel. Güzel olmasını istemezsen güzel de değil. Kolay olmasını istersen kolay olmuyor tabi. Kolay olsaydı övünmeye değer olmazdı. Kendinizi kendinize övmek için yeteri kadarı zoru sevip, sonra veda etmeniz gerek. Ki siz de pek kolay sayılmazsınız. Oturup bunu baştan sona okuduğunuza göre… Hadi şimdi gidin ve bitmesi gereken şeylere veda edin, bol şans.


***


*** "My Time Has Come by poisonunic" http://poisonunic.deviantart.com/art/My-time-has-come-81667677

Babam Olsaydım

Besbelli kireç boğazım
Nefesim kabuk tuttu
Kuru kuru hırıldıyorum
Yorgunluk koymuyor artık
Gerçi çok geç olmadan kalktım
Ama öfkemi orada unutmuşum
Dönüp almadım
Üstüne üstlük bağıramıyorum da.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Yes, you can live with that.




Leaven
: [Leaven, Kazan & Worth reaching the exit of the cube] What are you doing? You can't quit now. It's not your fault!
Worth: I have nothing... to live for out there.
Leaven: What is out there?
Worth: Boundless human stupidity.
Leaven: I can live with that.



Son

3 Nisan 1984

Sondum. Biriciktim ve karşıydım. Hastaydım, birazdan ağlayacaktım. Kimi kandırıyorum. Ben ağlamam. Ağlamak kabullenmek demektir. Ben karanlıkta cahillere liderlik ederken güçlendirdim kendimi. Öyle kolay kolay kabullenmem. O kadar çabuk değil. Uyudum. Uyuyakaldım. Tek başıma kaldım. Sondum. Güzellik uğruna yazı yazıyorum. Korkak değilim. Hayır. Bunu yapabilirim. Bu korkaklık demek değil çünkü. Çürüdüm. Büyüdüm. Sondum. Son adamdım. Adam gibi adam değildim belki ama son adamdan, “O”ndan başkası değildim. Eridim, tükendim, yüceldim. Sustum. Neden hala burada olduğumu düşündüm. Afalladım. Ümidimi kaybetmiştim. Korkmadım. Ağlamadım. Gerildim. Dibine kadar gerildim ama korkmadım. Yazdım. Çalakalem yazdım. Duyduğumu, gördüğümü yazdım, ama hissettiğimi yazmadım. Hissettiğimi ima ettim. Elim acıdı, yine de devam ettim. Durdum. Farkına vardım. Bitirdim. Sondum. Sonum. Son.

Winston Smith

29 Aralık 2009 Salı

Gözlüğüm

Gözlüğümü taktığım zaman aklıma gelir
Ben eskiden çok asiydim

Eskiden doğan güneşin önünde durup
Hayır, geceyle bitmedi hesabım henüz,
hem getirdiğin de her seferki aynı gündüz
Eskiden umutsuz aşklarıma bakıp
Evet, eskiden umutsuz aşklarıma bakardım.

Gözlüğümü takmadan önce sokaklar daha bir gri değildi
Şimdilerde pek gri değil.
Günün birinde gri gibi olacak.
İşte o zaman gözlüklerimin üstüne bir gözlük daha takmış olacağım.

Ağır geliyor bazen.
Sulandırıveriyor adamın gözünü,
Bazen midemi bulandırıyor.
Ama takıyorum işte yine de, çünkü dünyayı görmek gerek.

Zaten gözlerimde bozulmuştu
İyi oldu

30.10.2009 01:08

Sanırım zaman zaman onu incitmek istiyorum. Çok hoşuma gitmiyor ama zevk de alıyorum. Bunu hakettiğini düşünmüyorum sadece onun bana davrandığı gibi davranmak istiyorum ona. Beni incitmeye çalışmıyor, beni cezalandırmaya çalışmıyor, biliyorum. Ama elim her havada kaldığında ya da o içimden dışarı her baktığında ben ne hissediyorsam o da öyle hissetsin istiyorum. İstemekten daha fazlası oda bunu istiyor gibi geliyor. Karşımda gördüğümü göstermeye çalşıyorum, çünkü o ona nasıl davranılmasını istiyorsa karşısındakine öyle davranmayı bilecek kadar olgun. Onun üzerine her titrediğimde önüme sürdüğü tenhalığı ben de gösteriyorum. Olmuyor. Kin güdüyormuşçasına olmuyor. Hem ben yaralanıyorum hem de onu incitiyormuşum gibi geliyor. Ama o incinmiyor çoğu zaman. O beni bensiz seviyor. Bense onun olmadığı yerlerde yürümeyi sevmiyorum artık. Ne yapacağımı bilmiyorum. Savaşmaya değer, her şeye değer belki hayatımda ilk defa ama ben yaralanırken o güçlü. Ben, kendini güçlü bilen ben, onu yavaşlatıyorum ve böyle giderse günün birinde yola bensiz devam etmesi gerekecek ama o asla yaralarımı nasıl açtığını bilmeyecek.

Sonunda Tezat Olan Şiir

Bir ağaca çıktım
Dalları sana uzanıyordu
Ama ben lafı fazla uzatmadım
Sevmem zaten öyle şeyleri
Gerçi sen farklıydın, orası ayrı
Farkını izmaritlere bir de bir kupa çaya anlattım
Umurlarında olmadı, severdin sen onları
Onlar seni pek sevmiyormuş

Bir kaldırıma çıktım
Taşları pek bir yere gitmiyordu
Taş gitmeyince ben de durdum
Aya baktım, sana bakıyordu
Şakaklarımdan saçın akıyordu
Elime dökülüyordu, elim sen kokuyordu
Elimi sevdim
Ama sevmezdi seni elim, elim saçını severdi

Bir sahneye çıktım
Bakmadın, başıma ağrılar giriyordu
Başımı sana verecektim, almadın
O zamana kadar severdi başım seni
Ama o gece fena bozuldu sana

Bir dağ yaptım
Üzerine çıktım, sana baktım
Hiç de karınca gibi görünmüyordun
Göğsüme başını yasladın
Sesini benden sakladın
Sesin Hepburn’ün yerini aldı
Sesinin resmini odama astım
Dün gece yanlışlıkla camını kırdım
Zaten odam seni pek sevmemişti

Bir söz verdim
Karşıma çıktın, sözümü tutmak zorunda kaldım
Cafe’leri bölüştük
Kedileri de, ki bir ben kalmışım orada
Seni tanımadığım birine vermişler
Üzülmedim
Zaten kedileri de çok sevmemiştim,
Seni de…