Bugün mantıksızca kuvvetli bir rüzgara maruz kaldım.
Az daha uçuyordum. enteresan olabilirdi. Gerçi nereden baksan 65 kiloyum, rüzgar için biraz sıkıntılı bir durum.
Neyse, beni bir şeyler yazmak için bilgisayarın başına oturtan konu bizzat rüzagarın kendisi.
Süper bir şey lan. Esiyor falan, iyi hissettiriyor. Resmen istiklalin ortasında kollarımı falan açtım böyle mal gibi. Garip garip bakan insanları falan da hiç s.klemedim, farkettim ki gülümsüyorum. Hoşuma gitti. Hıncal Uluç-Haşmet Babaoğlu ikilisinin mutasyona uğramış reenkarnasyonu gibi hissettim kendimi. "Küçük şeylerden zevk alma" mevzu. "Oha yazarım ki ben bunu" dedim, yazdım.
31 Ocak 2010 Pazar
27 Ocak 2010 Çarşamba
Yolcu
Son yolcunun sonu
Kötü bir şaka mı olmuş?
Kin gütmeden, incinmeden
O son boş evden de kovulmuş
Hançeri elinde saklı
Orada avlanmak yasaktı
Çekti gitti, çok hafifti
Ardında bir düş bıraktı
…Ama bazen gitmek iyidir
Gün kadar ayan beyan
Dünya omzunda sallanan
“yaşam” dedi “uzun bir yol”
“yol” dedi “beni bekliyor”
Kış olur, bahar olur
O yolcu bir gün yorulur
Unutmadan, affetmeden
Bir başına yok olur
…Ama bazen gitmek iyidir
Paslı, ucuz bir elveda
Bıraktı tüm kalanlara
Umut ya da mutluluk
Yokmuş o uzaklarda
…Ama bazen gitmek iyidir
(şarkı sözü bu)
Kötü bir şaka mı olmuş?
Kin gütmeden, incinmeden
O son boş evden de kovulmuş
Hançeri elinde saklı
Orada avlanmak yasaktı
Çekti gitti, çok hafifti
Ardında bir düş bıraktı
…Ama bazen gitmek iyidir
Gün kadar ayan beyan
Dünya omzunda sallanan
“yaşam” dedi “uzun bir yol”
“yol” dedi “beni bekliyor”
Kış olur, bahar olur
O yolcu bir gün yorulur
Unutmadan, affetmeden
Bir başına yok olur
…Ama bazen gitmek iyidir
Paslı, ucuz bir elveda
Bıraktı tüm kalanlara
Umut ya da mutluluk
Yokmuş o uzaklarda
…Ama bazen gitmek iyidir
(şarkı sözü bu)
24 Ocak 2010 Pazar
Bugün bir şey oldu
"yanlarım ağrıyor." bu cümleyi hakkını vererek kullandım bu da yaşlandığımın resmidir bence.
22 Ocak 2010 Cuma
Tüh
En başında daha büyük dertlerin oluyor, çok sorun etmiyorsun. Atlatmak için işin detayına bakmıyorsun. Sonradan geliyor bütün o daha zor kısım. E artık sempati sınırlarını da zorlamaya başlıyorsun arkadaşlarının, lafını etmiyorsun o yüzden. Başkası için terkedilmek gerçekten koyuyor ama suçlamıyorsun, kızmıyorsun. Sadece… tüh.
21 Ocak 2010 Perşembe
Fakettim
Daha önceden tahimn ettiğim şeyin bugün tam olarak farkına vardım.
"I would make a damn good father"
"I would make a damn good father"
20 Ocak 2010 Çarşamba
Her Neyse
-Dünyadaki en büyük sır ne?
-Belki de cevap çok basittir.
Belki de dünyadaki en büyük sır hiç bir sır olmadığıdır.
Belki de her şey dışarıdan göründüğü gibidir.
Ama hayır, tabi ki sırlar var.
Tabi ki paylaşılmaması gereken gerçekler mevcut.
Burada ki asıl soru şu, ne kadarına ihtiyacın var?
-Yetecek kadarına.
-Ne demek yetecek kadarına? Neye yetecek, kime yetecek kadarına?
Sınırlarını böyle mi belirliyorsun? Yetinerek mi?
"Sıfır" ve ya hiç de kimilerine yetebilir, kimilerineyse dünyalar az gelebilir.
...İhtiyaç dediğim için mi böyle konuşuyorsun?
Ama haklı olabilirsin.
İhtiyacı yeterlilikle karşılamak anlaşılabilir, ...belki.
Sorumu değiştireyim öyleyse; ne kadarını istiyorsun?
-Bilmiyorum, tamam mı, bilmiyorum.
Ulaşmadığım bir sınır hakkında nasıl konuşmamanı bekliyorsun.
Ne kadar, bilmiyorum.
Oraya varana kadar da bilmiyeceğim.
-Yapma ama, her şeyi tecrübe ederek öğrenmiyorun değil mi?
-Başkalarının nasihatlarından bahsetme bana!
-Sana başkalarından bahseden oldu mu? Aptallaşma.
Ben senden bahsediyorum.
Ne yapacağını bilmediği zaman bile, bir şeyler yapmayı başarabilen şeyden bahsediyorum.
İnsan olmayı kolay mı sanıyorsun sen?
Anlaşılan öyle.
Bir de bilge olmak istiyorsun.
Bilmek istiyorsun.
O halde hiç bir şey bilmiyorsun.
-Belki de bilmiyorum, evet bilmiyorum n'olmuş yani?
-O zaman ne kadarına ihtiyacın olduğunu biliyorsun. Gerçeğe ne kadar uzaksan o kadar tutarlı bir gerçek olgun vardır.
-Ne kadar az biliyorsam, şüphelerim o kadar gerçek.
-Ne kadar az biliyorsan, şüphelerin o kadar gerçek.
-Yarın yine gelecek misin?
-Şüphe mi ediyorsun?
-Seni tanımıyorum.
-Üzgünüm, şüphelerin kadar gerçek değilim.
-Ne demeye çalışıyorsun.
-Yarın görüşürüz.
-Umarım.
-Çok geç.
-Ne demek çok geç?
-Hoşçakal.
-Gidersen, her şeyi öğrenirim.
-Bunu yapamazsın.
-Elbette yaparım. Yemin ederim ki yaparım.
-Üzgünüm, o kadar şüpheci değilsin.
-Yarın gelip gelmeyeceğinden şüphe ettim ama!
-Hayır, etmedin. Yarın gelmeyeceğimi biliyorsun.
-Lanet olsun.
-Hoşçakal.
-Her neyse.
-Belki de cevap çok basittir.
Belki de dünyadaki en büyük sır hiç bir sır olmadığıdır.
Belki de her şey dışarıdan göründüğü gibidir.
Ama hayır, tabi ki sırlar var.
Tabi ki paylaşılmaması gereken gerçekler mevcut.
Burada ki asıl soru şu, ne kadarına ihtiyacın var?
-Yetecek kadarına.
-Ne demek yetecek kadarına? Neye yetecek, kime yetecek kadarına?
Sınırlarını böyle mi belirliyorsun? Yetinerek mi?
"Sıfır" ve ya hiç de kimilerine yetebilir, kimilerineyse dünyalar az gelebilir.
...İhtiyaç dediğim için mi böyle konuşuyorsun?
Ama haklı olabilirsin.
İhtiyacı yeterlilikle karşılamak anlaşılabilir, ...belki.
Sorumu değiştireyim öyleyse; ne kadarını istiyorsun?
-Bilmiyorum, tamam mı, bilmiyorum.
Ulaşmadığım bir sınır hakkında nasıl konuşmamanı bekliyorsun.
Ne kadar, bilmiyorum.
Oraya varana kadar da bilmiyeceğim.
-Yapma ama, her şeyi tecrübe ederek öğrenmiyorun değil mi?
-Başkalarının nasihatlarından bahsetme bana!
-Sana başkalarından bahseden oldu mu? Aptallaşma.
Ben senden bahsediyorum.
Ne yapacağını bilmediği zaman bile, bir şeyler yapmayı başarabilen şeyden bahsediyorum.
İnsan olmayı kolay mı sanıyorsun sen?
Anlaşılan öyle.
Bir de bilge olmak istiyorsun.
Bilmek istiyorsun.
O halde hiç bir şey bilmiyorsun.
-Belki de bilmiyorum, evet bilmiyorum n'olmuş yani?
-O zaman ne kadarına ihtiyacın olduğunu biliyorsun. Gerçeğe ne kadar uzaksan o kadar tutarlı bir gerçek olgun vardır.
-Ne kadar az biliyorsam, şüphelerim o kadar gerçek.
-Ne kadar az biliyorsan, şüphelerin o kadar gerçek.
-Yarın yine gelecek misin?
-Şüphe mi ediyorsun?
-Seni tanımıyorum.
-Üzgünüm, şüphelerin kadar gerçek değilim.
-Ne demeye çalışıyorsun.
-Yarın görüşürüz.
-Umarım.
-Çok geç.
-Ne demek çok geç?
-Hoşçakal.
-Gidersen, her şeyi öğrenirim.
-Bunu yapamazsın.
-Elbette yaparım. Yemin ederim ki yaparım.
-Üzgünüm, o kadar şüpheci değilsin.
-Yarın gelip gelmeyeceğinden şüphe ettim ama!
-Hayır, etmedin. Yarın gelmeyeceğimi biliyorsun.
-Lanet olsun.
-Hoşçakal.
-Her neyse.
17 Ocak 2010 Pazar
Yakın Geleceğimin Matematiği
20 yaşındayım, sene hesabı yaparsak 17 gündür 21 deyip Amerika ve çeşitli Avrupa ülkelerinde yasal reşitlik sınırını asmışçasına sevinebilme ihtimalim de yok değil. Basit: 2010-1989=21.Planlarıma göre okulu bitirmeme 1.5 sene yani 3 dönem kaldı. Eğer yaz okulu tolerans sınırları dışına çıkmazsam 1 sene gecikmeli olarak, 2011 bahar döneminin sonunda üniversiteden mezun oluyorum. Bu da basit: 2011-2006=5.
Yükseklisans için SAE yi tercih ediyorum (beyazlarım ilk günkü kadar beyaz kalacak), 1 sene İstanbul, şansım yaver giderse 1 sene de Londra. Yani temelde "akademik eğitim" sürecim bitiyor. O sırada da nereden baksan 24 yaşında oluyorum : 2011+1+1=2013, 2013-1989=24
Bir de daha uzun ve yalnızca 4 işlemden oluşmayan 119-120-206-209-210-311 derslerinde gereksizce delicesine gördüğüm ve yarım yamalak öğrendiğim matematiği kullanarak yaptığım bir işlem var. Buraya yazamayacağım kadar uzun ve fazla "karanlık ibranice" ama sonuç olarak gerekli hesaplamaları yaptım, bir yerlerde yetinmeye değer bir aşkın binary code daki karşılığı 1. teorik olarak. (ve hayır tanrıdan bahsetmiyorum, teorik olarak)
16 Ocak 2010 Cumartesi
Sherlock Holmes'ü izledikten sonra laflar hazırladım
Bugün büyük umutlarla Guy Ritchie’nin çektiği Sherlock Holmes’ü izlemeye gittik arkadaşlarla. Çeşitli laflar hazırladım filmi izlerken.
Guy Ritchie, çektiği hepsi birbirine benzeyen ve hepsi benzer avsımlıklarda bir çok filmiyle benim kalbimin en derinlerindeki “über süper yönetmen koltuğu”na oturmayı pek güzel başarmıştı. Hala da orada oturuyor. Hazırladığım laflar onu tahtından indirmeye yönelik değil bu bağlamda.
Senaryo, görüntü, kurgu, müzik, oyunculuklar ve anlatım olarak belirli bir çizgisi vardır Guy Ritchie’nin. İzleyince “aha da bu Guy Ritchie” dedirtiren şeylerdir bu çizgiler. Bu filmde pek yoktu desek yeridir. Hollywood destekli bir film olması mıdır, dönem filmi olması mıdır, blokbastır diye çekilmesinden midir yoksa adam yalnızca yeni bir şeyler mi denemek istemiştir tam olarak henüz karar vermiş değilim. Ama sorarım size;
Bir yönetmen yarattığı ekolün dışına çıkmasına rağmen onu sevmek aşk değil de nedir?
Bu noktada Tim Burton’ı sevmediğimi belirtip, içinizdeki küçük şirin duygusal gotik emo kızları kızdırma amacı taşımayı doğru buldum. Bu deneysel ve amaçsız bir cümle oldu ama.
Guy Ritchie, çektiği hepsi birbirine benzeyen ve hepsi benzer avsımlıklarda bir çok filmiyle benim kalbimin en derinlerindeki “über süper yönetmen koltuğu”na oturmayı pek güzel başarmıştı. Hala da orada oturuyor. Hazırladığım laflar onu tahtından indirmeye yönelik değil bu bağlamda.
Senaryo, görüntü, kurgu, müzik, oyunculuklar ve anlatım olarak belirli bir çizgisi vardır Guy Ritchie’nin. İzleyince “aha da bu Guy Ritchie” dedirtiren şeylerdir bu çizgiler. Bu filmde pek yoktu desek yeridir. Hollywood destekli bir film olması mıdır, dönem filmi olması mıdır, blokbastır diye çekilmesinden midir yoksa adam yalnızca yeni bir şeyler mi denemek istemiştir tam olarak henüz karar vermiş değilim. Ama sorarım size;Bir yönetmen yarattığı ekolün dışına çıkmasına rağmen onu sevmek aşk değil de nedir?
Bu noktada Tim Burton’ı sevmediğimi belirtip, içinizdeki küçük şirin duygusal gotik emo kızları kızdırma amacı taşımayı doğru buldum. Bu deneysel ve amaçsız bir cümle oldu ama.
15 Ocak 2010 Cuma
Reckoner
Zaman zaman hatırlamak güzel oluyor. Hepsini alıp götüremeyeceğini bilmek güzel oluyor. Seçmek zorunda kalmadan seçmek, bilmek zorunda kalmadan öğrenmek güzel oluyor. Eni konu hesaplamak, önünü görmek güzel oluyor. Hata payı bırakmayı bilmek, hata olacağını bilmek ve sorun etmemek güzel oluyor. Ne olacağını tam olarak bilmeden, ne olacağını umursamadan merak etmek güzel oluyor. Buna rağmen hesaplamak güzel oluyor. Emin olmadan, tahmin etmeden görmeye çalışmak başka şeyler gösteriyor, güzel oluyor. Bundan sonra reckoner oluyorum ve bunu tüm insanlığa adıyorum, güzel oluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)