3 Kasım 2010 Çarşamba

Son Yazı

Encumbered forever by desire and ambition
There is a hunger still unsatisfied
Our weary eyes still stray on the horizon
Though down this road we have been so many times

Hoşçakal Kardelen İpek.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Ben aslında yapımcı değilmişim

En başından da istememiştim, yaparken de istemiyordum. Yalnızca iyi yapabildiğim ve başka kimse yapmadığı için yaptım. Bir daha da yapmam. Ses dışında bana iş kilitlemeye çalışan herkese de dönüp götümü açıyorum bundan sonra.

21 Ekim 2010 Perşembe

Araf

Ne yapıyorsun bilmiyorum, bilmeme olanak dahi vermiyorsun. Üstelik ne istediğine dair de şüphelerim var. Sonum ne olacak bilmiyorum ki bu hiç hoşuma gitmiyor. Yapmaya çalıştığın her neyse benim için işe yaramıyor. En azında istediğin şey için cesur ol ve hükmümü bildir, yoksa o hükmü ben vereceğim.

Çünkü nereden baksan "I'm too old for this shit"

19 Ekim 2010 Salı

Cücü

Annemin gençliğini afişe ediyorum. Yıllığını bulmuş bir yerden. 1979/1980. Ben de aldım scan falan. Heh he nasıl da eğlendim.

13 Ekim 2010 Çarşamba

A Beautiful Sadness Runs Through Me

"Time and again boys are raised to be men: impatient they start, fearful at end.
But here was a man mourning tomorrow, who drank, but finally drown in his sorrow"



Yine de belki bazen çok mutluyum.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Bir Kısa Filme Destek Olun!

http://www.indiegogo.com/dreamgazer?c=comments

Bu işler sıkınıtı oluyor bilen bilir. Her destek işe yarar ve el üstünde tutulur.

3 Ekim 2010 Pazar

You're just a kid, you don't have the faintest idea what you're talkin' about.


"Sean: Thought about what you said to me the other day, about my painting. Stayed up half the night thinking about it. Something occurred to me... fell into a deep peaceful sleep, and haven't thought about you since. Do you know what occurred to me? 
Will: No. 
Sean: You're just a kid, you don't have the faintest idea what you're talkin' about. 
Will: Why thank you. 
Sean: It's all right. You've never been out of Boston. 
Will: Nope. 
Sean: So if I asked you about art, you'd probably give me the skinny on every art book ever written. Michelangelo, you know a lot about him. Life's work, political aspirations, him and the pope, sexual orientations, the whole works, right? But I'll bet you can't tell me what it smells like in the Sistine Chapel. You've never actually stood there and looked up at that beautiful ceiling; seen that. If I ask you about women, you'd probably give me a syllabus about your personal favorites. You may have even been laid a few times. But you can't tell me what it feels like to wake up next to a woman and feel truly happy. You're a tough kid. And I'd ask you about war, you'd probably throw Shakespeare at me, right, "once more unto the breach dear friends." But you've never been near one. You've never held your best friend's head in your lap, watch him gasp his last breath looking to you for help. I'd ask you about love, you'd probably quote me a sonnet. But you've never looked at a woman and been totally vulnerable. Known someone that could level you with her eyes, feeling like God put an angel on earth just for you. Who could rescue you from the depths of hell. And you wouldn't know what it's like to be her angel, to have that love for her, be there forever, through anything, through cancer. And you wouldn't know about sleeping sitting up in the hospital room for two months, holding her hand, because the doctors could see in your eyes, that the terms "visiting hours" don't apply to you. You don't know about real loss, 'cause it only occurs when you've loved something more than you love yourself. And I doubt you've ever dared to love anybody that much. And look at you... I don't see an intelligent, confident man... I see a cocky, scared shitless kid. But you're a genius Will. No one denies that. No one could possibly understand the depths of you. But you presume to know everything about me because you saw a painting of mine, and you ripped my fucking life apart. You're an orphan right?
[
Will nods
Sean: You think I know the first thing about how hard your life has been, how you feel, who you are, because I read Oliver Twist? Does that encapsulate you? Personally... I don't give a shit about all that, because you know what, I can't learn anything from you, I can't read in some fuckin' book. Unless you want to talk about you, who you are. Then I'm fascinated. I'm in. But you don't want to do that do you sport? You're terrified of what you might say. Your move, chief." 

26 Eylül 2010 Pazar

23 Eylül 2010 Perşembe

Sanırım Artık Buraya Aynı İçtenlikle Yazmayacağım

Tanımadığın insanlara açılmak nereden baksan aptalca çünkü.

16 Eylül 2010 Perşembe

Kabul

Sonucu umursamıyormuş gibi davranmak yoruyor bir hayli.

Arzuladığım şeyler var, ihtiyaç duyduğum şeyler var ve bunlara ulaşmak için yaptıklarım asıl olan diye yaşanabilir bunu biliyorum; ama istemiyorum artık. İstediklerimin kabul edilebilir bir oranına sahip olunca nasıl hissedeceğim, işte bunu bilmek istiyorum.

Önüme baka baka, önümü göremez oldum. Gelecekle ilgili bir çok planım var ama hiç bir fikrim yok. Dışarıya gösterdiğim insanın, istediklerimi baltaladığını hissediyorum ve kulağa ne kadar ucuz ve aptalca da gelse bunu düzeltebilmemin tek yolu karşımda "dışarı" olarak algılamadığım birinin oturması ve "Bu sensin ve bunlar da senin istediklerin" demesi.

100. yazı oldu bu.

5 Eylül 2010 Pazar

Ruhi Bey ile Şık Latife

Dünyanın en garip birlikteliği olurdu. Evet çok acayip. Düşünsenize bir.

http://fizy.com/#s/1ltqi0

http://fizy.com/#s/1ajbuk

1 Eylül 2010 Çarşamba

Yorum için yazdım bunu.

Ebeveynlerine, kendilerini kanıtlayamadıkları için etrafa içi boş saldırganlıklar saçan insanlar, ben sizi hiç suçlamadım oysa ki.

26 Ağustos 2010 Perşembe

Sabah Yazısı

Değişik bir şey. Öyle çok gerekli değil, ama zaman zaman hoşa gidiyor. Kahveye şeker atıp, atmama ikilemi gibi bir hissiyatı var. İnsanın kendi kendine oynadığı bir oyun gibi. Garip bir bbg evi hissiyatı ve bir tek uykuda gerçek yalnızlık.

Paylaşmaya değer yaşanmışlıklar biriktirmek günlük bir şey, paylaşmak katarsis olunca bir takım kapasite problemleri ortaya çıkıyor. Ruh haline endeksli içe atma yüzdeleri ve sonrasında ortaya çıkan bilimum sindirim problemleri. Şişe şişe su içiyorum, eski alışkanlık, bir de bu sene yaz, orta çağ engizisyon mahkemesi kıvamda tabi.

Sabah genellikle aynı saatlerde, kutudaki aynı iki adama uyanan adam perdelerini genellikle kapalı tutuyor. Pencereleri doğuya bakıyor, oysa o güneşe endeksli yaşamayı o kadar da çok sevmiyor. Yine de sabahları uyumuyor. Yalnızlık geceye mahsus, ki bu da süper bir şey bence.

Rutin huzur veriyor. Oysa hayat haddinden fazla düzenli ve kaotik olmalısın ki farklı olabilesin. Ama olmuyor... Neden? Çünkü ergenlik sadece bir kaç yıl sürüyor ve sıkıntıyı diğerlerinde arayacak kadar kızgın kalmak doğru değil. Dünyayı sıfatlandırmanın işe yarar bir getirisi yok. Ne de olsa referans noktası sensin. Senin ne olduğundan daha önemli bir kaç şey var. Diğerlerinin ne olduğu bunlardan biri değil.

Benim cehennemimde herkes birbirini gayet iyi anlayabiliyor. Bir de her yerde kablo var ve ayaklarım çıplak. Anlaşılabilmek işe yaramıyor. Özellikle de böyle bir derdin varsa. Anlantmaya değer şeyler toparlayan adam, anlatınca dinlenmek, dinlenince anlaşılmamak istiyor.

 Değişik bir şey. Öyle çok gerekli değil, ama zaman zaman hoşa gidiyor.

22 Ağustos 2010 Pazar

Olur mu?

Bir gün düşse avuçlarına
Saklasan, tutunsan, unutsan geldiğin yeri
Parlasam arada bir
kendimi hatırlatsam sana

Hiç dinlemesen
Ama görsen
Güzel olsa, güzel görsen
Oysa bilsen
Bozsan oyunun kurallarını
Bile bile önünü kessen yanlışlıkların

Ölsen, üzülsem
Dirilsen yeniden
Çok geç olsa
Bir kez olsa
Sonra bir daha

Kırık kalbimi alsan götürsen yanında
Artık nereye gidiyorsan, beni bağlamasa
Sırlarını yanlış tanrılara anlatsam
Birlikte tapsak olmamışlıklarıma
Sonra beni çok sevsen
Ama çok geç olsa
Delirsem

Acımadan üzülsen bana
Kıysan ama bırakamasan
Beni kırıklarımla görsen
Sövsen bana
Beni benden çok yargılasan
Seni sinir etsem
Bile bile canımı yaksan, karşılık versem

Bileklerini öpsem
Bırakmasan, bir yere gidemesem
Yemin versen, tutamayacağın sözler versen
Bana yalan söylesen
Bana beni özletsen
Yaşımı unuttursan
Sonra pişman olsan
Yalnızlığına zaman zaman izin versem

Gözlüklerimi alsan
Benim senimi görsen, korksan kendinden
Elbiseni görsem, seni düşünsem
Herhangi bir kanepeyi sensiz düşünemesem
Sonra kendime gelsem
Yanımda seni görsem

"Başka"larında kenarda dursam
Gittiğin yerlerin resimlerini çizsem
Umutlarımı anlamasan
Yine de tapsan
Zerafitini bulsam
Bir daha kaybetmesem

İki sigara yaksan
Birini bana versen
Yarattığını sevsen
Beni yoktan var etmeden, var olanı değiştirsen
Sorsan, cevabını bulsan
Cevabımı bulsan
Cevabımı bulsam
Cevabını bulsam

Sonra bitsek
Gitsen veya gitsem
Takip etmesem, geri dönmesen
Gidişine ağlasam
Kalışımı içerlesen
Birlikte gömülebilmek için beş sene beklemek zorunda kalsak

Cesetlerimizi sevsek
Hiç bir şeye bağlanmasa sonumuz
Yarım kalsak
Veda etsek
Olsak, bitsek
Unutulsak
Tamamen unutulsak
Hepten yok olsak
Hiç olmamış gibi ölsek
Hiç ölmemiş gibi birbirmize baksak
Gözlerimiz olmasa
Yİne de gözlerimizin içine baksak birbirimizin
Sesimizi unutsak
Tenimizi unutsak
Birbirimizi unutsak en son
ve son olsak

Olur mu?

12 Ağustos 2010 Perşembe

Meryem Ana Fısıldasa ya...

Herkesin zayıflıkları vardır. Kullanılabilir zayıflıklar, sömürülesi zayıflıklar. İstenilen zayıflıklar. Başkaları tarafından istenilen zayıflıklar.

Kullanmaktan çekinmeyen biri olmak sizi kullanılmaya açık kılmıyor. Güzel. Gölge gibi peşinde dolaşılan insanlar bilimum merkezleri, hassas noktaları, yaraları gizleyedursunlar, deşilen yaranın tadı farklı oluyor. Muhtaç olmadan, İhtiyaç duyularak. Can acıtarak.

Her adımda, yavaş yavaş. Tek tek, birer birer. Hedefleri belirleyerek, hedefleri diğerlerine göstererek. İşaret ederek. Bekleyerek. Delirerek.

Kafa karıştırmak, kuyulara inilmeyecek ipleri sallamak ortalığa, haz veriyorsa; yükseltmek de haz veriyordur. Tabi yalnızca düşülmeyesi bir yükseklik yeterli oluyor.

İstiyorum. Deli gibi istiyorum. Uğruna yalanlar söylüyorum. Çiğniyorum, tükürüyorum ve gidiyorum. Güven işe yarıyor. Bana güvenin.

İstediğimi biliyorum. İstediğimi istiyorum. Alacağım, alıyorum.

Sadece bunu ayıkken yapmam gerekiyor. O kadar.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

"What a Foul and Awesome Display"

"At 5:29:45 am Mountain War Time on July 16, 1945, the world’s first atomic bomb exploded one hundred feet over a portion of the southern New Mexico desert known as the Jornada del Muerto – the Journey of the Dead Man. On seeing the fireball and mushroom cloud, J. Robert Oppenheimer recalled a passage from the Bhagavad-Gita: "I am become death the destroyer of worlds." Trinity Test Director, Harvard Physicist Kenneth Bainbridge, had a less ethereal reaction, saying, "Now we are all sons of bitches.""

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kimsiniz, bilmiyorum ben mesela

Blog garip bir ortam. Bir şeyler yazıyorsun, okunsun istiyorsun. Tanıdığın insanlar var okuyanlar arasında, bir de hiç bilmediklerin. Hiç tanımadığın insanlar yazdıklarını okuyor. Süper bir şey aslında. Resmen tanışmak istiyorum o insanlarla.

Ama merak da ediyor insan; nerden buldunuz bu blog'u ki?

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Cheesy

Hayatımızda bir çok şey oluyor, biz bunları görüyoruz algılıyoruz, bunlardan sonuçlar çıkarıyoruz; buna mukabil değişiyoruz ve ya güçleniyoruz; tamam, ama her şey etrafımızdakileri nasıl yorumladığımızla oluşuyor. 

Bilinçaltı aptaldır. Bu hep söylenir. Benim bahsettiğim şey bizzat bilincin kendisini yontmak, bükmek. Sonucu telekinesi geliştirmek olan bir şeyden de bahsetmiyorum. Çok daha temel, çok daha günlük.

Algı mekanizmasını kurcalamak zor bir şey kabul; ama eğlenceli ve sadece bu bile yeterliyken "the real deal" duruyor bir kenarda. Kendini kandırmak. İstediğini istediğin gibi görmek. Zaman zaman aptallaşabilme özgürlüğü. Bilmeme lüksü. Bunlar çok önemli şeyler. Hep biliyordum, duyuyordum bunu, evet siz de duyuyordunuz biliyorum. İş birazcık pratiğe dökmekte.

Son zamanlarda yazdığım şeylerin ne kadar "cheesy" leştiğinin farkındayım. Ama doğru bunlar yahu. Klişelerin, klişe olmak için nedenleri vardır ve yaşlıların da genellikle bildiği bir şey vardır. Basit iyidir. Basit iyileştirir. 

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Metaphore-Free Song Meanings

İzlediğim bir parodi videosundan sonra oturup çalıştım:

Pearl Jam - Jeremy : "Jeremy shot his friends today"
Muse - Plug'n Baby : "Vibrator"
Pink Floyd - Brain Damage : "I'll see you at rehab"
Portishead - Glory Box : "F*ck me hard baby"
The Cure - Boys Don't Cry : "I am not sure I like girls"
Weezer - Hash Pipe : "I am a loser"
Billy Joel - We Didn't Start The Fire : "I read the cyclopedia a lot"
Cake - Mexico : "I should lower my standards"
Cat Stevens - Lady D'arbanville : "She died"
Nirvana - Smells Like Teen Spirit : "I am not saying anything poetic or intelligent at all"
P.J. Harvey/Thom Yorke - The Mess We're In : "I'm in love with someone else"
Sting - Probably Me : "You're damn right It's me"
Staind - Outside : "Restraining Order"
Aerosmith - I Don't Want To Miss A Thing : "I am a bad father"

Şimdilik bu kadar. Aklıma eserse daha fazlasını da bulabilirm sanırım.