27 Şubat 2010 Cumartesi

Meşguliyet

Meşguliyet güzel bir şey. Gerçekten. Hiçbir şey yapmamanın verdiği o gerizekalı rahat rahatsızlıkla kıyaslandığında gerçekten meşgul olmak akıl kârı bir durum. Şalteri indirip, uğraşmak istediğin için uğraşmak zorunda olduğun şeylerin içine gömülüyorsun, gece yatağa yorgun yatıp, mutlu uyuyorsun…

Zaten özgürlüğün abartıldığını düşünüyorum. Bir de genel tanımı yanlış bence.

Pomplamoose - La Vien Rose

25 Şubat 2010 Perşembe

Bugün bunlar oldu

Bugün itibari ile, A.Orçun Can'ın yazıp, Can Koçak'ın yönettiği "Yer Çekimi" filminin müziğine başlamış ve vokaller hariç kaba taslak misxdown u almış bulunuyorum. Kullanılan şarkının sözleri de Orçun'un bir şiirinden, Can da bestelemiş. İşin hammaliyesi bana kaldı, düzenlemeler, edit, mix falan... gerçi benim işim bu.

ancak yoruldum, beynim başım yandı. Objektif olabilmek için bir kaç gün dinlemeyeceğim sanırım şarkıyı.

bir ara da vokaller alınacak ...

of...fekat keyifli lan, seviyorum yani.

evet.

23 Şubat 2010 Salı

I watched the beauties, watched the fire and the fire burn the beauty in their eyes

Eskiden sorun arıyordum. Çözmeye, keşfetmeye değer birini arıyordum. Hem belki o da beni çözerdi falan filan.

Sonra büyüdüm.

18 Şubat 2010 Perşembe

"Oh Life, I Love You To My Bones"

Hayatı sevmek için bir neden aramak nereden baksan aptallık.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Öhöm.

Kılıç kuşandı gökyüzü
Üstüne üstüne haykırdı yalanları
Bir gayri meşru için bitirmedi
Silmedi üzerinden, emip atmadı pis kanı
Gün battı, bacaklarını belimden ayrıdı
Ölüm gibi irkilmen de yetmedi
Tutarsızlığım da kurtarmadı bu sefer
Çıplak ayaklarından çıkan ince deri sesi
Huyunu suyunu bildiğim
Keskin acılardan sıyrıldı günün önünde durdu
Omuzlarından akıp giden elbisendi ilk önce beni sana getiren
Sonrası da yoktu zaten

15 Şubat 2010 Pazartesi

Lou Rhodes vs Beth Gibbons

ikisine de hayır demezdim.



                                                         
Lamb - Gabriel on MUZU.

14 Şubat 2010 Pazar

faynıl kauntdavn

saymak lazım. saymaya en başından başlamasan da bir şeylerin başından başlamak lazım. nitelik nicelik diye tartamadığın şeylerin içinde kaybolmadan saymak lazım. başkalarını tanımak için değil, kendini bilmek için de değil sadece geçen şeyin geçtiğini ya da senin oradan geçtiğini - her neyse - farketmek ve hatırlamak için saymak lazım.

değil mi?

ne bileyim.

big mouth strikes again

13 Şubat 2010 Cumartesi

Fazladan

gel deyince gelirsen bir gün
yüzümü arayıp bulamazsın
sen ki gidenlerden en kalanısın
yol sormaya fazla zarif
dilenmeye fazla aptalsın

asiller gibi sövülesi
sokaklar kadar dingin
yuvan olsun istedim
bekledim, sormadın bile
ne deseydim?
farkını dilime dolayıp
hiçbir şey söylemedim

ellerini sevemedin bir türlü
güzel insan olmayı bildin
kendini unuttun
varını yoğunu piçlere savurdun
yokları saymaya gelseydin üzülmezdim
varlardan yüksündün
karar da veremedin

parmaklarında boya
bıçaksırtı çizgilere giriştin
renk de kattın ama incindin be kadın
fazla sürüklemesin rüzgar seni
bulutlarımı öldürdün
bir yere gidemezsin

12 Şubat 2010 Cuma

"Uyıyıcam"


Yaklaşık bir senedir kötü uyanıyorum. Adam gibi yaşamıyormuşum gibi hissettiriyor. Ben eskiden sabahları seviyordum yahu. “S.kicem yeter artık ulan!” dedim ve sorgulamaya başladım. Muhtemel nedenler buldum:

-         Çok sigara içiyorum, dolayısıyla birileri gece mamağı ağzıma boşaltmışcasına uyanıyorum. Ağzımdaki o boktan tadın nedeni bu olsa gerek diye karar verdim. Fekat sonradan düşündüm, az sigara içtiğimde de öyle oluyor, yine bir şey değişmiyor. Belki bir süreç meselesidir. “Bıraktıktan şu kadar zaman sonra geçen bir şey” gibi… belki de sigarayla zerre alakası yoktur, o zaman birinin gelip gece ağzıma s.çması falan (litırıli) makul bir ihtimal haline geliyor.

-         Sırtım, belim, boynum ağrıyor sabahları. Nasıl yatıyorum gerçekten anlamıyorum. Yastıktandır lan bence falan deyip gidip ortopedik yastık almıştım kendime yazın, bir halta yaramadı. Kambur duruyorum, belki onun verdiği genel bir sıkıntıdır.

-         Adam gibi yorulmuyorum. Bu tiyatroyu bırakmamla ilintili sanırım. Yani o sene 3 farklı işte çalışmanın tek zararı okula bir sene ara vermemdi aslında, az uyuyordum tabi; 4-5 saati geçtiği nadirdir ama acayip dinç kalkıyordum. Gün içinde çok yorulmak beraberinde “yastığa beş kala uyuyakalmayı” (heh heh babannemin laflarını seviyorum) geitiryor. Ne fiziksel ne de zihinsel olarak o kadar yoramıyorum artık kendimi. Yorasım gelmiyor. Yorulmayınca da uyumak için çok ciddi çaba sarf ediyorum. O da sanırım bokum gibi uyumama neden oluyor. Ota boka uyanıyorum zira.

Bunlar fiziksel nedenler, bilumum “giyılti kanşıns” sal nedenler de etkili olabiliyor zaman zaman, peki iyi bir insan değilim neticede. Bilmiyorum ne bok yicem ama günün birinde taş gibi uyursam buraya yazıp tüm dünyaya, yaşamaya değer bir şey bulduğumu söylerim. Zira aşk falan çok fos çıktı son birkaç yılda, uyku işe yarayabilir.